Herkese merhaba! Bugün Fashionlight olarak sizlere “İnternetin bir merkezi var mı” hakkında rehber niteliğinde bir yazı sunuyoruz.
İnternetin Bir Merkezi Var mı? Modemin Yanındaki O Gizemli Işık Aslında Neyi Yönetiyor?
Bir ara ciddi ciddi şuna inanıyordum: İnternetin bir merkezi varsa kesin Ankara’dadır. Çünkü Türkiye’de neyin merkezi olduğu tam bilinmiyorsa otomatik Ankara oluyor. Sonra düşündüm… İnternet dediğin şey zaten biraz mahalledeki dedikodu gibi. Bir yerde başlıyor ama beş dakika sonra kimsenin kontrolünde olmuyor.
Geçen gün evde internet gitti. Modemin ışıkları da yılbaşı ağacı gibi yanıp sönüyor. Babam geldi, modeme şöyle bir baktı ve hayatında ilk kez uzay mekiği tamir edecekmiş gibi ciddileşti.
“Oğlum bunun merkezi çökmüştür.”
Bak işte o an beynimde bir soru yankılandı:
İnternetin bir merkezi var mı?
Çünkü çocukluğumuzdan beri interneti sanki dev bir bina içindeymiş gibi düşünüyoruz. Böyle beyaz odalar, kırmızı kablolar, duvarda “İNTERNET” yazıyor falan. Bir adam da sürekli fişi takıp çıkarıyor.
Ama gerçek biraz daha garip. Ve dürüst olayım, biraz da korkutucu.
İnternet Dediğin Şey Aslında Dev Bir Mahalle Grubu
İnsan interneti tek bir sistem sanıyor ama olay tamamen dağınık. Yani internetin bir merkezi var mı sorusunun kısa cevabı şu:
Yok.
Ama “yok” deyince de sanki her şey rastgele çalışıyormuş gibi anlaşılmasın. İnternet; birbirine bağlı milyonlarca cihaz, sunucu, veri merkezi ve kablodan oluşan dev bir ağ.
Yani mahalledeki herkes birbirine bağırıyor ama somehow işler yine yürüyormuş gibi düşün.
Mesela İzmir’de bir kafede oturup video izliyorsun. O video belki Hollanda’daki sunucudan geliyor. Arada denizin altındaki kablolardan geçiyor. Sonra modemine ulaşıyor. Sonra sen “niye 480p oldu ya” diye sinirleniyorsun.
İnanılmaz bir sistem ama kullanıcı tarafı hâlâ:
“Modemi kapat aç düzelir.”
Ve kötü olan ne biliyor musun?
Çoğu zaman gerçekten düzeliyor.
Denizin Altındaki Kabloları İlk Duyduğumda Şok Olmuştum
İlk kez internetin okyanusun altındaki kablolarla taşındığını öğrendiğimde üç gün boyunca duş alırken bunu düşündüm.
Çünkü biz interneti görünmez sanıyoruz. Böyle mistik bir enerji gibi.
Meğer adamlar okyanusun dibine kablo döşemiş.
Düşünsene… Sen gece 2’de eski sevgilinin profilini stalk’lıyorsun diye Atlas Okyanusu’nun altından veri geçiyor.
İnsan biraz utanıyor.
Bir de bu kablolar zarar görürse bayağı internet etkilenebiliyor. Yani dünyanın dijital düzeni bazen fiziksel olarak bir balığın üstünden geçtiği kabloya bağlı.
Bu bilgi bana fazla geldi açıkçası.
Peki Google’ın Merkezi Yok mu?
Bak burada işler karışıyor.
İnternetin merkezi yok ama bazı büyük şirketlerin dev veri merkezleri var. Yani internet tek bir yerden yönetilmiyor ama bazı noktalar aşırı önemli.
Mesela Google çökerse insanlar ilk 10 dakika ne yapacağını bilmiyor.
Ben bir kere Google kısa süreli çöktüğünde refleks olarak tekrar Google’a girip “Google çöktü mü?” diye aratmaya çalıştım.
Bu kadar alışmışız.
İnsan Beyni Gerçekten Enteresan
Bir uygulama çalışmayınca direkt internet gitti sanıyoruz.
Instagram açılmıyor:
“İNTERNET YOK!”
Ama YouTube çalışıyor. WhatsApp çalışıyor. Spotify çalışıyor.
Yok kardeşim, internet var. Sadece senin bağımlı olduğun uygulama çökmüş.
Bu biraz şey gibi…
Mahallede tek açık kokoreççi kapanınca insanların “şehir bitti” havasına girmesi.
İnternetin Merkezi Olsaydı Nasıl Bir Yer Olurdu?
Bunu bazen düşünüyorum.
Hayal etsene…
Dev bir plaza. Kapıda güvenlik var.
“Merhaba internet için gelmiştim.”
“Randevunuz var mı?”
İçeri giriyorsun. Her yerde kablolar. Bir odada TikTok ekibi dans ediyor. Başka odada Twitter çalışanları birbirine bağırıyor. Facebook katı ise sessiz çünkü herkes dayı olmuş.
Bir köşede de modem resetleyen bir abi:
“Gençler fişi 10 saniye çekip takıyoruz.”
Ve tüm dünya düzeliyor.
Dürüst olayım, internetin fiziksel bir merkezi olsaydı kesin bir cuma akşamı yanlışlıkla çay dökülürdü ve dünya genelinde bağlantı giderdi.
Çünkü insanlık olarak teknolojik gelişmişliğimiz ne kadar artarsa artsın bir yerde hâlâ “üstüne su dökülmüş priz” seviyesindeyiz.
En Büyük Yalan: “Sorun Bizde Değil”
İlgili Yazımız: İnkılap tarihi ne anlama gelir ?
İnternet sağlayıcılarıyla yaşadığımız ilişki toksik eski sevgili ilişkisine benziyor.
“Şu an bölgede genel bir problem görünmüyor.”
ABİ BEN Mİ HAYAL GÖRÜYORUM O ZAMAN?
Modemin ışıkları Mors alfabesiyle yardım çağrısı yapıyor.
Bir keresinde müşteri hizmetleri bana:
“Modeme yakın durur musunuz?”
dedi.
Sanki modem utangaç.
Yaklaştım. Bekledim. İnternet yine yok.
O an modeme bakıp şunu söyledim:
“Bak kardeşim ben de yoruldum.”
İnternetin Bir Merkezi Var mı Sorusunun Asıl İlginç Tarafı
Bence mesele teknik kısmı değil.
Asıl garip olan şu: Dünyanın yarısı aynı anda aynı şeye bağlanıyor.
Sabah uyanıyoruz, telefona bakıyoruz. Kahvaltıda video açıyoruz. İşte sekmeler arasında kayboluyoruz. Gece yatarken yine ekrana bakıyoruz.
İnternet artık fiziksel bir yer değil; resmen zihinsel bir mekân olmuş durumda.
Bazen düşünüyorum…
Eskiden insanlar canı sıkılınca tavana bakıyordu.
Biz direkt uygulama yeniliyoruz.
Bir Bildirim Sesiyle Bütün Ruh Halimizin Değişmesi Çok Acayip
Telefon “dıt” diyor.
Kalp:
“Acaba ne oldu?”
Belki hiçbir şey olmadı. Belki banka mesajı geldi. Belki operatör “size özel fırsat” gönderdi.
Ama beynimiz hemen alarma geçiyor.
Bu yüzden internetin merkezi var mı sorusundan çok, internet bizim merkezi mi oldu diye düşünmeye başlıyorum bazen.
Biraz fazla derin oldu ama İzmir sıcağında insan ister istemez düşünüyor.
Kordon’da otururken yan masadaki iki kişinin aynı anda birbirine reels göstermesi bile bana distopik geliyor artık.
Kimse konuşmuyor ama herkes:
“ŞUNA BAK ŞUNA BAK.”
Sonra aynı videoya üç saniye gülüp devam ediyoruz.
İnsanlık olarak dikkatimizi japon yapıştırıcısıyla bir yerde tutmaya çalışıyoruz gibi.
İnternet Kesilince Ortaya Çıkan Gerçek Karakterimiz
Bence bir insanı tanımanın en iyi yolu internet kesildiğindeki hâlidir.
Kimisi hemen sinirleniyor.
Kimisi modeme saldırıyor.
Kimisi mobil veriye geçip hayatına devam ediyor. Bunlar modern çağın hazırlıklı insanları.
Ben ise ilk beş dakika:
“Biraz kafa dinlerim ya.”
moduna giriyorum.
Onuncu dakikada perdeyi aralayıp dışarı bakıyorum.
On beşinci dakikada hayatın anlamını sorguluyorum.
Yirminci dakikada modemin yanında çömelmişim:
“Geri dön…”
İnsan internet olmayınca kendi düşünceleriyle baş başa kalıyor. İşte tehlikeli bölüm bu.
Çünkü beynim gece 03.17’de bana şunları düşündürüyor:
“2014’te söylediğim o saçma şey yüzünden insanlar hâlâ beni hatırlıyor mudur?”
Hayır kardeşim. Kimse seni düşünmüyor. Herkes kendi utanç arşiviyle meşgul.
İnternetin Merkezi Belki de Hepimiziz
Bak bu biraz film finali gibi oldu ama gerçekten öyle.
İnternet tek bir merkezden oluşmuyor çünkü onu kullanan herkes sistemin parçası.
Tweet atan dayı da,
gece yemek videosu izleyen öğrenci de,
“bu kablo ne işe yarıyor” diye YouTube’a yazan amca da…
Hepimiz aynı dev ağın içindeyiz.
Ve bazen bu inanılmaz komik bir yer.
Bir tarafta insanlar uzaya roket gönderiyor.
Diğer tarafta biri yorum yazıyor:
“İlk.”
İnsanlık gerçekten tutarlı değil.
Sonuç Olarak İnternetin Bir Merkezi Var mı?
Teknik olarak hayır.
İnternet merkezi olan bir sistem değil. Dünyaya yayılmış milyonlarca bağlantının oluşturduğu devasa bir ağ. Bu yüzden tek bir düğmeye basıp bütün interneti kapatmak mümkün değil.
Ama duygusal olarak bakarsak…
Bence internetin merkezi modemdir.
Çünkü evde internet gidince herkes modemin etrafında toplanıyor. Aile bireyleri normalde birbirine göstermediği ilgiyi modeme gösteriyor.
Babam ışıklara bakıyor.
Annem fişi kontrol ediyor.
Ben Google çökmüş mü diye bakmaya çalışıyorum ama internet olmadığı için bakamıyorum.
Ve modem sessizce orada duruyor.
Hayatındaki bütün yükü omuzlamış bir beyaz eşya gibi.
Belki de internetin gerçek merkezi hiçbir zaman dev veri merkezleri olmadı.
Belki gerçek merkez, gecenin bir yarısı odanın köşesinde duran ve bize sürekli şu hissi veren şeydi:
“Bağlantı gittiğinde hayat biraz fazla sessiz.”