Kademeye Girmek Ne Demek? Toplumsal Bir Olgu mu, Yoksa Sadece Bir Takıntı mı?
Kademeye girmek. Bu cümleyi ilk duyduğunuzda ne düşündünüz? “İyi bir şey mi, kötü bir şey mi?” diyebilirsiniz. Biraz daha açalım: Kademeye girmek, bazen kimliğimizi tanımlamamızda bir yol olabilir. Bazen de, toplumun size sunduğu bir kutuya tıpkı bir robot gibi sıkıştırılmanız demek. İzmir’de yaşayan 28 yaşında biri olarak, kafamdaki “kademeye girme” fikri hakkındaki duygularım karışık. Çünkü hem bu olguya dair sempati besliyorum hem de içimde ciddi bir eleştiri barındırıyorum. O yüzden biraz cesur, biraz tartışmacı bir yazı olacak; çünkü bu, sadece bir tanımın ötesine geçiyor.
Kademeye Girmek Nedir?
Türkçeye Arapçadan geçmiş bir terim olan “kadem” kelimesi, kelime anlamı olarak bir basamaktan diğerine geçişi ya da bir hiyerarşideki konumu tanımlar. Bu, gündelik dilde ise genellikle birinin sosyal ya da iş dünyasındaki statüsünü ifade etmek için kullanılır. Kademeye girmek, toplumsal ya da mesleki bir merdiveni tırmanmaya başlamanızı simgeliyor; bazen bu tırmanış kişisel bir gelişim, bazen de sadece dışarıdan beklenen bir gereklilik halini alabiliyor.
Bu terimi birkaç yönden ele almak mümkün, ama çoğunlukla şu sorular etrafında şekilleniyor: Kademeye girmemiz gerek mi? Girmediğimizde eksik miyiz? İşte burada işin içine toplumsal baskılar ve bireysel beklentiler giriyor. İnsan, “girmeliyim” dedikçe bir yanda cesaret bulur, diğer yanda ise kendi kimliğini sorgulamaya başlar. Gerçekten de sosyal yapının sunduğu “kademe”ye girmek, kişisel bir kazanç mı, yoksa yalnızca toplumun zorladığı bir kavram mı?
Kademeye Girmek: İyi Yönler ve Bizi İleriye Taşıyan Yanları
Kademeye girmekte elbette bir sakınca yok. Çünkü toplumsal hiyerarşi, bireylere belli bir düzen ve motivasyon sağlar. Hepimiz bu toplumda farklı kademelerde yer alıyoruz ve bu kademe sıralamaları, bir bakıma sosyal varlığımızın şekillenmesinde önemli bir rol oynar. Kademeye girmek, bir anlamda dünyaya kabul görmek, bir alanda beceri kazanmak ve o alanda saygınlık elde etmektir.
Özellikle iş dünyasında, farklı kademelerde yer almak, hem daha fazla maddi kazanç hem de prestij anlamına gelir. Üniversiteden mezun olduktan sonra bir işte yükselmek, bir “kademeye” girmek ve bu süreçte kendini geliştirmek oldukça tatmin edici olabilir. Gerek kariyer gerekse kişisel tatmin açısından bakıldığında, yeni bir kademeye girmek, bazen hayatta bir şeyleri başardığınızı hissettirir. Bu başarıyı belirleyen etmenler ise, genellikle kişiler arası ilişkiler, yetenekler ve kazanılan deneyimlerdir.
Bir bakıma, kademeye girmek bir tür başarı göstergesidir. İş hayatında insanlar hangi pozisyonda olursa olsun, ilk başlarda oraya tırmanmanın heyecanını yaşar. Bunu sevmek gayet anlaşılır bir durum. Sonuçta, kademeler bir amaca ulaşmanın sembolüdür. Bu da, toplumsal kabul görmek ve kişisel hedeflere ulaşmak anlamına gelir. Yani, bu merdiveni tırmanmak bazen özgüven artırıcı olabilir.
Peki, başka ne iyi yanı var? Genelde daha fazla fırsat, daha fazla deneyim, daha geniş çevreler… Kademeye girmeyen bir kişi, bu avantajlardan yararlanamayabilir. Bu, kişisel gelişim ve toplumsal etkileşim anlamında ciddi bir fark yaratabilir.
Kademeye Girmek: Zayıf Yönler ve Karanlık Taraflar
Ancak her şeyin iyi yanları olduğu gibi, kademeye girmek meselesinin de oldukça zayıf ve eleştirilen yönleri var. Bu kademe meselesi, bazen bizim kimliğimizi daraltan ve bizleri birer “robot”a dönüştüren bir hal alabiliyor. Toplumun dayattığı bu kademeler, bireyi özgün kimliğinden uzaklaştırabilir. Toplumun size ne olduğunu söylediği “kademe”ye girmek, kendiniz olmanın önünde bir engel olabilir. Kişisel potansiyelinizin belirli kalıplara sığdırılması, özgünlüğünüzün kaybolması demektir.
İzmir gibi büyük ve dinamik bir şehirde, bu kademe meselesi çok daha belirgin. Birçok genç, sadece “girmek” için çaba gösteriyor; ama bu “girilen” kademede mutlu değiller. “Ne yapmalıyım, ne yapmalıyız?” sorusu, çoğu zaman bu girişi zorlayan kişilerin içindeki boşluğu anlamalarına engel oluyor. Yani, bir kademeye girmek insanı mutlu etmek için yetmiyor. Aslında, kademeye girmemek de bir seçenek olabilir; ama toplumsal baskı ve etrafındaki insanlardan gelen tepkilerle birey, bu seçeneği görmekte zorlanabilir.
Bu durumu biraz daha açalım: Çoğu zaman, kademeye girmek için gösterilen çabalar, kişisel değerlerin yerine toplumun dayattığı değerlere boyun eğmeyi gerektiriyor. Oysa özgün düşünceler, yaratıcı fikirler ve farklı bakış açıları, kademeye girmeyen birinin sahip olabileceği en değerli varlıklardır. Toplumun sunduğu kutulara sığmayan biri, belki de daha derin ve anlamlı bir hayata adım atıyor. Bu durumda, kademeye girmemek, daha büyük bir özgürlük anlamına gelir.
Kademeye Girmek: Sonuç ve Tartışma
Kademeye girmek, iyi yanlarıyla toplumsal kabul ve güven sağlayabilirken, kötü yanlarıyla bireyin özgünlüğünü kısıtlayan bir tuzak da olabilir. Bu dengeyi kurmak, insanın kendini tanımasıyla ilgilidir. Kademeye girmeliyim mi? Bu soruyu sadece toplumsal baskılara göre değil, kendi içsel ihtiyaçlarımıza göre de sorgulamalıyız. Kimseye ihtiyaç duymadan, yalnızca kendi kendimize soru sormak, bu toplumsal kademelere girmemek için doğru bir adım olabilir.
Burada önemli olan, kişinin kendi yolunu seçme hakkına sahip olmasıdır. Kademeye girmek, bir hedefin peşinden gitmek gibi görülebilir; ancak hedeflerimizi başkalarının oluşturmasına izin verirsek, sonrasında ne yapacağımızı bilemez hale geliriz. Kendimizden ödün vermek, sadece toplumun bir parçası olma çabasıyla hayatı geçirebiliriz. Oysa hayat bir kademe yarışına girmekten çok, gerçekten kim olduğumuzu keşfetme yolculuğudur.
Sizce kademeye girmeli miyiz? Bu bir zorunluluk mu yoksa bir tercihten mi ibaret? Düşünmeye değer bir soru, değil mi?